|
|
İşçilerin sağlığının korunması ve geliştirilmesi, toplumun sağlığına yönelik çalışmalar içinde önemli ve vazgeçilmez bir yer tutmaktadır. Bunda işçilerin nüfusun içinde geniş yer kaplamalarının ve toplumun en örgütlü kesimi olmalarının etkisi büyüktür. Nitekim işçi sağlığı uygulamalarının başarısı da, işçilerin bu örgütlü güçlerini kullanabilmeleri ile yakından ilgilidir. İşçilerin ve sendikalarının sahiplenmediği uygulamalar, yeterli etkiyi yapamamakta ve kısa süre ayakta kalabilmektedir. Dünya deneyimine baktığımızda, yaklaşık 170 yıldır ayakta durmayı başarabilen uygulamalardan biri, işyerlerinde koruyucu sağlık hizmetlerini yürütmek amacıyla hekim kullanımıdır. Kısaca “işyeri hekimi” diye adlandırılan bu görevliler, işyerlerinde oluşturulan işçi sağlığı iş güvenliği hizmet zincirinin, çoklukla, başını çekmektedir. Yüzyıllar boyu yapılan tartışmalar, elde edilen deneyimler, politika düzeyinde “işçi sağlığına önem ve öncelik verme” ile “insan haklarına ve bunun temeli olan sağlıklı yaşam hakkına saygı gösterme”nin birbirine koşut olduğunu ortaya koymuştur. “Kaza geliyorum der”. Eğer gerekli önlemler alınmamışsa, kaza kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktır. Aynı olgu, meslek hastalığı için de geçerlidir. Bundan ötürüdür ki, işçi sağlığı alanındaki çalışmaların önemli bir bölümü, çalışma koşullarının daha verimli hale getirilmesine ve çalışma ortamının sağlık tehlikelerinden arındırılmasına dayanır. Bu sağlandığında bile, üretimin dinamik karakteri dolayısıyla, çalışma ortamının sürekli olarak izlenmesi ve elde edilen düzeyden sapma çıkmamasının sağlanması gerekir. Bunun için belirli kurallar ve örgütlenme zinciri ortaya konulmuştur. Hiç unutulmaması gerekli konu, ancak belli mekanizmalara işlerlik kazandırılarak, çalışma koşullarının düzeltilebileceği ve bunun sürekli kılınabileceğidir. Yine unutulmaması gereken bir konu da, sağlığın sosyal boyutundan soyutlanarak ele alınamayacağıdır. İçinde yaşanılan toplumu, toplumsal ilişkileri, kültürel öğeleri ve yaşama koşulları göz önüne almadan sağlıktan söz edilemez. Kendi sağlığının korunması ve geliştirilmesi için çaba göstermek isteyen insanın aynı konumda olanlar dayanışmasına ve örgütlenmesine hoşgörü ile bakılmadan ülkenin sağlık düzeninin çağdaşlaşmasından söz edilemez. İşçi sağlığı iş güvenliği alanında sosyal etmenleri daha iyi anlayabilmemiz için iki önemli göstergeye göz atmamız gerekmektedir: 1 . Yaşama Verilen Değerin Bileşik Göstergesi : Bu gösterge, tümü birbiriyle etkileşim içinde olan 6 alt-göstergeden oluşmakta ve bir altıgenin köşelerine oturtularak simgeleştirilmektedir. Bu alt-göstergeler şunlardır: * Gelir düzeyi * Sağlık * Çalışma hakkı ve işsizliğin önlenmesi * Güvence (iş güvencesi ve sosyal güvence) * Aydınlanma ve bilme hakkı * Hak arama özgürlüğü ve örgütlenme hakkı. Bütün bu alt-göstergelerin yaşama geçirilebilmesinin ön koşulu da demokrasinin varlığıdır. Çünkü her biri temel insan haklarındandır. Bunun için de, yaşama verilen değerin bileşik göstergesini simgeleyen altıgenin zeminini “demokrasi” oluşturmaktadır. 2 . Maslow’un "Gereksinme Basamaklandırması” Maslow’a göre, insanlar gereksinmeleri doğrultusunda hareket ederler. Bu gereksinmeler de birbirini izleyen beş basamakta sınıflandırılabilir : * Fizyolojik gereksinmelerin (yeme, içme, barınma, sağlık vb) karşılanması, * Kazanımların güvence altına alınması, * Sevgi gereksinmesinin karşılanması, * Saygınlık görme gereksinmesinin karşılanması, * Kendi kendini gerçekleştirme (nitelikleri, özlemleri doğrultusunda hareket etme, self-esteem). Bunların her biri birer basamağı ve birleşerek de merdiveni oluşturmaktadır. Merdivenin basamakları birer birer çıkılmakta ve sonradan da olsa alttaki bir basamağın çekilmesi, tüm yaşamı allak bullak etmekte; kişiyi “gereksinme duyulan” basamağa döndürmektedir. İşçi sağlığı iş güvenliğinin boyutlarını kavrayabilmek için üzerinde anlaşma sağlanmış iki tanıma gözatmak gerekmektedir. Bu tanımlardan ilki, Uluslararası Çalışma Örgütü ile Dünya Sağlık Örgütü uzmanlarının 1950 yılında biraraya gelerek üzerinde anlaştıkları tanımdır : “İşçi sağlığı şunu amaçlar : Her çeşit işte çalışan işçilerin, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam iyilik hallerinin kollanması ve geliştirilmesi; çalışma koşullarından ötürü işçilerin sağlıklarını yitirmelerinin önlenmesi; çalışmaları sırasında, işçilerin, sağlıklarını olumsuz yönde etkileyecek etmenlerden korunmaları; işçilerin fizyolojik ve psikolojik yapılarına uygun işe yerleştirilmesi ve bunun sürdürülmesi. Özetle, işin işçiye, işçinin işe uydurulması.” Bu tanımlardan ve çağdaş gelişmelerden yola çıkarak, işçi sağlığının boyutlarını da ortaya koyan şu temel ilkeler sıralanabilir : 1. Temel görev, koruyucu hizmetlerdir. 2. İş ile onun sağlık yönü birbirinden ayrılamaz. 3. Öncelikle üzerinde durulması gereken insandır. Üretim ikinci plandadır. 4. İşçi sağlığı iş güvenliği, her işte çalışanların sağlığı ile ilgilidir. 5. İşçi sağlığı iş güvenliği, yalnızca iş kazalarıyla meslek hastalıklarından oluşmamaktadır. 6. İş kazalarıyla meslek hastalıkları önlenebilir nitelikte olgulardır. Dolayısıyla varlıkları, gerekli önlemlerin alınmadığının göstergesidir. 7. İşçi sağlığı iş güvenliği konusunda, sürekli olarak savunma halinde değiliz. Yalnızca işçinin sağlığının korunması değil, geliştirilmesi de amaçlanmaktadır. 8. Yaşama ve çalışma koşulları birbirinden ayrılmaz. 9. Çalışılan ve çalışılmayan (işsizlik, grev vb) dönemler birbirinden ayrılamaz. 10. İşçi ve ailesinin sağlığı arasında doğrudan bağlantılar vardır. 11. İşçi sağlığı ile iş güvenliği birbirinden ayrılamaz. 12. İşçi sağlığı iş güvenliği, çok-bilimli (multi-disipliner) bir konudur. 12.1. Tıp bilimleri ile ilgilidir. Bunlar içerisinde tek tek uzmanlık dallarıyla ilgisinden söz edilirken, halk sağlığı ile yakın ilgisine dikkat çekmek gerekmektedir. İşçi sağlığı konusu, halk sağlığının içinden doğmuş ama çok özel koşulları dolayısıyla, farklılaşarak ayrı bir bilim dalına dönüşmüştür. 12.2. Mühendislik bilimleri ile ilgilidir. İşçi sağlığı iş güvenliğinin mühendislik bilimleri ile ilgisini iki kümede toplamaktayız. Bunlardan biri dolaylı katkılardır; doğrudan işçinin sağlığını korumak amacıyla yapılmayan ama dolaylı olarak böyle bir hizmet de gören uygulamalardır. Bunlar arasında, yangına yönelik önlemleri, kaldırma - iletme araçlarının (vinç vs), basınçlı kapların, elektrik sisteminin periyodik kontrollarını sayabiliriz. Diğer bir küme de mühendislik bilimlerinin yaptığı dolaysız katkılardır. Bunlar arasında, ortam ölçümlerini, işyeri ortamına yönelik toplu önlemleri (havalandırma, ayırma, yaş çalışma vb) sayabiliriz. 12.3. Sosyal bilimler ile ilgilidir. Hukuktan, eğitime; sosyal güvenlikten işletme bilim dallarına; psikolojiden, sosyoloji ve sosyal antropolojiye kadar bir çok bilim dalı, işçi sağlığı iş güvenliği ile ilgilenmektedir. 13. İşçi sağlığı iş güvenliği bir ekip hizmetidir. Bu çok-bilimli karakterinin bir uzantısı olarak, eşgüdüm halinde ve çok sayıda uzmandan oluşan bir hizmetin sunulması zorunluluk olmaktadır. 14. İşçi sağlığı hizmetlerinde kurumlar arası işbirliği zorunludur. 15. İşçi sağlığı iş güvenliği tüzesinin odak noktasında işyeri hekimi bulunmaktadır. 16. İş hukuku tüzesi bir bütündür. 17. Hukuka saygı bir bütündür. 18. Konunun ekonomik boyutu, hizmet planlayıcılarından sunucularına kadar herkesi ilgilendirir. 19. Bireysel çabalarla ve tek bir işyerinde “mükemmeli yaratma” düşü ile istenilen sonuç elde edilemez. Çünkü ülke ölçeğinden ve bir ölçüde de dünya ölçeğinden soyutlanarak kalıcı sonuçlar alınamaz. Bunun için öncelikle bölgesel işbirliği programlarının oluşturulması gerekmektedir. 20. Bilim ve teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler, işçi sağlığı alanındaki bilgilerin de sürekli olarak yenilenmesini getirmekte, dolayısıyla sürekli eğitimi zorunlu kılmaktadır. 21. İşçi sağlığı iş güvenliğinde, araştırma, istatistik ve tarama çalışmaları çok önemli bir yer tutar. 22. İşçilerin sağlığını korumak ve geliştirmek, temelde bir işveren yükümlülüğüdür. 23. işçi sağlığı iş güvenliği hizmetlerinin başarısı, bundan yarar sağlayanların sahiplenmesi ile doğru orantılıdır. İşçilerin sağlığını koruyabilmek ve geliştirebilmek, sağlıklı yaşam sürelerini uzatabilmek, yukarıdaki temel ilkeler doğrultusunda uygulamayı yönlendirmeyi gerektirir. Bu uğraş, aynı zamanda yaklaşımdaki yanlışlıkları sergilemekten ve aşmaktan da geçmektedir. Dünya deneyimi, aynı yaklaşımı benimseyen, aynı amacı paylaşan insanların dayanışmasından ve birlikte uğraş vermesinden daha güçlü ve etkili bir kaldıraç geliştirebilmiş değildir. MESLEK HASTALIKLARININ ÖZELLİKLERİ İşçilerin, çalışmaları sırasında karşılaştıkları, üretimden kaynaklanan çeşitli etmenlerle iyilik hallerinin bozulması hali, “meslek hastalığı” olarak nitelenmektedir. 1. Meslek hastalığı tanımlanırken, bu tanımlamada amaç önem kazanır. Koruyucu önlemlerin alınması amaçlanıyorsa, yukarıda yapılan tanım yeterlidir. Ama tazmin düşüncesi ön plandaysa, o zaman mutlaka bir kaybın oluşması gerekir ki, bunun için bir ödeme yapılabilsin. Bu durumda ancak iş göremezliğe neden olan durumlar, meslek hastalığı olarak nitelenir. Buna karşın meslek hastalıklarını önlemeye çalışanlar için, meslek hastalıklarının iş göremezlik yapması koşulu yoktur. 2. Meslek hastalığı önlenebilir nitelikte bir olgudur. Önlenmesinde, vücuda giriş yolunun bilinmesi önemlidir. bu yolu kapatmaya yönelik “kişisel” önlemler 3. Meslek hastalıkları, yalnızca bir tek etmenin değil, bir çok etmenin bir arada etkilediği olgulardır. Bunlar arasında beslenme, bireysel duyarlılık veya varyasyonlar, kullanılan ilaçlar, sigara ve alkol alışkanlığı, şişmanlık vb sayılabilir. 4. Fizyolojik olarak insanın gereksinme duyduğu ortam koşulları, her zaman işin gerekleri ile bağdaşmaz. Sözgelimi soğuk hava deposunda çalışanlar için, işin işçiye değil; işçinin işe uydurulması gerekir. 5. Meslek hastalıkları, özellikle, belli işlerde çalışan işçilerde görülen, genel toplumda ya hiç görülmeyen ya da çok düşük sıklıkla görülen hastalıklardır. Ancak, fabrikaların çevresel atıkları dolayısıyla, benzer hastalık tabloları, o bölgede yaşayan kişilerde de görülmeye başlanmıştır. Böylece meslek hastalıkları, giderek “çevresel ve mesleksel hastalık”lara dönüşmeye başlamışlardır. 6. İş kazaları dışsal etkilerle ortaya çıkarken, meslek hastalıkları tersine içsel etkilerle ortaya çıkarlar. Meslek hastalıklarına yol açan etmenler, mutlaka, vücuda çeşitli yollarla girdikten sonra, vücutta bir süreç yaşarlar. 7. Meslek hastalıkları, iş kazalarından farklı olarak, uzun zaman sürecinde de ortaya çıkabilirler. Ancak çok kısa süre içinde ortaya çıkabilen meslek hastalıkları da vardır. Ama ne olursa olsun, meslek hastalığına yakalanabilmenin koşulu, bir süre o işyerinde çalışmaktır. Bu süre, büyük ölçüde, sunuk (maruz) kalınan etmenin yoğunluğu ile ilgilidir. 8. Meslek hastalığı sunuk (maruz) kalmanın, hemen ardından çıkabildiği gibi, yıllar sonra da görülebilir. 9. Meslek hastalıkları, en sık görülen hastalıklardan olmadıkları halde, toplumsal önemi olan hastalıklardır. Çünkü, yakalanma olasılığı, bütün atelye çalışanlarını ve gelecekte o atölyede çalışacak olanları kapsar. Kurbanları, yalnızca küçük bir gelir için çalışmak zorunda olanlardır. 10. Çalışma biçimlerinden kaynaklanan bir takım nedenlerle (duruş bozukluğu, psiko-sosyal nedenler) ortaya çıkan hastalıklar vardır ki, bunlar da meslek hastalığı olarak nitelenmektedir. 11. Meslek hastalıklarının tanılarının konulması için özgün örgütlenme ve düzenlemeler gereklidir. Çünkü meslek hastalıkları, ancak bilinçli olarak arandıkları zaman bulunabilirler. 12. Meslek hastalığı tanısı konulabilmesi için, nesnel ve kesin ölçütlere gerek vardır. 13. Meslek hastalıklarının, diğer hastalıklardan farklı, kendilerine özgü tanı ve tarama yöntemleri vardır. 14. Meslek hastalıklarının ortaya çıkarılmasında tarama, araştırma ve istatistik çalışmalarının önemli bir yeri vardır. 15. Meslek hastalığı ile mesleki olmayan hastalığın ayırımı belirli bir bilgi birikimi ve teknik donanım gerektirmektedir. Bu da onun gözden kaçmasına neden olabilmektedir. 16.Meslek hastalıklarının değerlendirilmesinde doz - tepki ilişkisinin önemli bir yeri vardır. “Doz”la, işçinin sunuk kaldığı yoğunluk ; tepkiyle de vücudunun buna yanıtı (belirtiler vs) anlatılmak istenmektedir. 17. Sağlık için zararlı olan çeşitli gaz halindeki maddelerin, eşik sınır değer (TLV) ve en yüksek izin verilebilir konsantrasyonlarının (MAC) izlenmesi zorunludur. 18. Meslek hastalıkları dinamik bir konudur. Bilimsel ve teknik alandaki gelişmeler, sürekli izlenmesini ve sürekli eğitimi zorunlu kılar. 19. Meslek hastalıkları konusunda işçilerin bilgilendirilmesi bir insan hakkıdır. 20. Çalışma süresinin sınırlanması çabaları ile meslek hastalıklarının önlenmesi çabaları arasında yakın bir bağlantı vardır. 21. Meslek hastalığını değerlendirirken hekim, hastasını ve hem de onun çevresini birlikte değerlendirmelidir. 22. Meslek hastalıklarının bir toplumsal faturası vardır. 23. Meslek hastalığına yakalanması, işçinin yalnızca kendisini değil, ailesini de yakından etkiler (Sağlık, psikolojik, ekonomik vs). 24. Meslek hastalığı tanısı, o tanıyı alan işçinin yakın çalışma arkadaşları için, erken tanı olanağı verir. Biz buna toplumsal düzeyde erken tanı diyoruz. 25. Özel olarak korunması gereken kümelerin (çocuk, kadın, sakat, göçmen vb) meslek hastalıklarına yakalanma riski daha yüksektir. 26. Meslek hastalıklarının yaptığı zedelenmeler, genellikle, geri dönüşü olmayan zedelenmelerdir. 27. Meslek hastalığı tanısının geç konulması ya da hiç konulmaması çok boyutlu sorunlara yol açar. 28. Meslek hastalıklarının önlenmesinde, vücuda giriş yolunun tıkanmasına yönelik “kişisel” önlemler, genellikle, son çare olarak kullanılır. 29. Ortam ölçümleri ve periyodik sağlık muayeneleri ile yakınma öncesi veya yakınma - başvuru sürecinde hastalıklar ortaya konulabilir. 30. Meslek hastalıklarının önlenmesi bir ekip işidir. 31. Meslek hastalıklarına yol açan etmenlerin belirli hedef organları vardır; hastalık tablosunu bu organlar üzerindeki etkilerle ortaya koyarlar. 32. Meslek hastalıklarından korunmada şu yöntemler kullanılabilmektedir : * Yerine koyma * Yer değiştirme * Ayırma * Yaş yöntem * Havalandırma * Kapatma * Kişisel korunma araçları. 33. Meslek hastalıklarının izlenmesi ve denetimi (dolayısıyla uygulama) yetersizse, bütün yük, işçiyi son çalıştıran işverenin üzerinde kalır. 34. Meslek hastalığı tanısı, beraberinde “tazminat”, “yüksek iş göremezlik ödentisi”, “çalışma ortamının geliştirilmesi için yatırım” ve “cezai sorumluluk” getirdiği için, gözlerden saklanmaya çalışılabilmektedir. 35. Toplumda çalışanların bir kaç kümeye bölünmüş olması (işçi, memur, sözleşmeli, kapsam dışı, çiftçi, esnaf vs) ve büyük bir kısmının işçi sayılmaması, onların kendisini işçi saymaması, meslek hastalıkları konusunda tavır geliştirilmesini güçleştirmektedir. 36. Meslek hastalıkları konusunda, politika üreten, uygulamaya yön veren, toplumda güçlü bir odağı bulunması gereklidir. MESLEK HASTALIKLARININ SINIFLANDIRILMASI Meslek hastalıkları, yol açan etmenlere göre sınıflandırılır : 1. Kimyasal kaynaklı meslek hastalıkları 1.1. Ağır metaller 1.2. Çözücüler 1.3. Gazlar 2. Fiziksel kaynaklı meslek hastalıkları 2.1. Gürültü ve sarsıntı 2.2. Yüksek ve alçak basınçta çalışma 2.3. Soğuk ve sıcakta çalışma 2.4. Tozlar 2.5. Radyasyon 3. Biyolojik kaynaklı meslek hastalıkları 3.1. Bakteri kaynaklı olanlar 3.2. Virüs kaynaklı olanlar 3.3. Biyoteknoloji kaynaklı olanlar. 4. Psikolojik kaynaklı olan meslek hastalıkları 5. Ergonomiye özensizlikten kaynaklanan meslek hastalıkları. İŞ KAZALARININ ÖZELLİKLERİ İş kazasının en bilinen tanımı, Sosyal Sigortalar Yasası’nda verilen tanımıdır. Bu tanımın yapılmasındaki temel amaç, hangi durumlar için para ödeneceğini belirtmektir. Bundan ötürü, “iş”in kapsamında olmayan ve “işveren”in sorumluluk alanına girmeyen bazı durumları da kapsayabilmektedir. Ayrıca “kaza” ile “iş kazası”nı da ayırmak gerekmektedir. Kaza “istenmeyen ve zararla sonuçlanan durum”dur. Tüpgaz ocağının açık kalması, zehirli madde yüklü tankta sızıntıya neden olan çatlak, nükleer santralin patlaması hep birer kazadır; ama işyerlerinde olması bu olayların kurbanlarının “iş kazası” geçirdiğinin kanıtı değildir. Bu saydığımız üç olayda da, kurbanlar, kaza sonucu ortaya çıkan tehlikeli gazlar, radyasyon vb dolayısıyla meslek hastalığına tutulmuşlardır. Çünkü meydana gelen tablo, dışsal bir etki ile değil; vücutta yaşanan bir süreçle (içsel) olarak ortaya çıkmıştır. Demek ki “kaza” ile “iş kazası”nı ayırmak kadar; “iş kazası” ile “meslek hastalığı”nı ayırmak da önemlidir. “Kaza”nın her zaman, insanda bir yaralanma ya da ölüm meydana getirmesi gerekmez. Bu bize “kılpayı” atlatılan olayların incelenmesi için de yardımcı olur. Çünkü, bugün “kılpayı” atlatılan ya da “küçük” kazalar, daha büyük kazaların ve yaralanmaların habercisidir. Yine her kaza, bir ihmalin, kazaya yol açan etmenlerin önceden görülememesinin sonucudur. Bu bir algılama, yaklaşım ve niyet eksikliğini vurgular ve gelecek için kaygı vericidir. İş kazası, bir yaralanma veya ölümle sonuçlanan, üretimle ilgili olan ve istenmeyen bir olaydır. Böyle bir tanımlama, bize iş kazalarının önlenmesi için alınabilecek önlemleri, işletme yönetim ve üretim planının bir parçası haline getirme olanağı verir. “İş ile onun sağlık yönü ayrılmaz” derken, “üretimin kesintisiz ve artarak sürdürülmesi” için yapılacak çalışmalarla, çalışanları korumak için alınacak önlemleri birbiriyle kaynaştırıyoruz. I. GİRİŞ Müşteriye ve ürün kalitesine verdikleri önemi ISO 9000 Kalite Yönetimi Sistemi belgesi alarak vurgulayan firmaların, çevreye ve çalışanlarına olan duyarlılıklarını ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve BS 8800 İşçi Sağlığı ve Güvenliği Standartları ile göstermeleri artık mümkündür. Atıkların atılması veya kazalar sonucu oluşan çevre problemlerinin nedenlerinin kalite ve iş güvenliği nedenlerinden farklı olmadığı görülmektedir. Çevresel problemi azaltmak için kalite, iş güvenliği ve çevresel performansı biribiri ile bağlantılı olarak geliştirmek gereklidir. II. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ VE ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ Toplam Kalite Yönetimi (TKY) felsefesi tüm dünyada yaygın bir ilgi ile karşılanmaktadır. Endüstride rekabet eden kuruluşlar bu yarışta avantajlı olabilmek için TKY’nin temel düşüncesini ve müşteri odaklı prensiplerini benimsemişlerdir. Birçok işletme, bu sayede artan gelir ve kâr, daha az müşteri şikayeti ve daha fazla motive edilmiş işgücüne sahip olma gibi avantajlar elde etmişlerdir. Sertleşen rekabet ortamında başarı üzerinde etkili olan bir diğer faktörde çevre kalitesi ve sorumluluğunun rekabetçi işletmelerdeki düzeyidir. İşletmeler ekonomik gelişmede çevre kalitesi ve fırsatlar arasındaki ilişkinin artık farkına varmışlardır (Atayeter ve Taslak, 1997: 87). Günümüzde işletmeler, politikalarını, toplumsal çerçeve içinde yeniden belirlemektedirler. Artık, işletmeleri yönlendiren müşteri istekleri kavramı, kalite ve hızın ötesinde, çevre unsurlarını da kapsamaktadır. Çevre kalitesi de Toplam Kalite olgusu içinde yer almakta ve önemi her geçen gün giderek artmaktadır. Çevre dostu teknoloji ve yaklaşımları olan işletmeler, uluslar arası düzeyde rekabet avantajı kazanmaktadır (Apak, 1996: 144). Geliştirilen ISO 14000 Çevre Yönetim Standartları esas itibariyle kalite yönetiminde ISO 9000 serisinin dayandığı ilkeleri benimsemektedir. Bu standartlar, sorunların semptomlarını ele alma yerine, kaynaklarında çözmeye yöneliktir. ISO 9000 ile müşteri ihtiyaçlarının karşılanması, proses kontrolü ve kalitenin sürekli geliştirilmesi amaçlanır. ISO 14000 ile amaçlanan ise müşteri ihtiyaçlarının yasal düzenlemeler doğrultusunda çevre gereksinmelerinin de içerecek şekilde karşılanmasıdır. TKY ve Çevre Yönetim Sistemi (ÇYS)’nin birbirine olan benzerliği birkaç temel nokta üzerinde yoğunlaşır. Bunlar (Saner, 1996: 29): Sürekli Gelişme Katılımcılık Ölçme ve Değerlendirme Gözden Geçirme ve İyileştirme Benchmarking (Mukayese) dir. Görüldüğü gibi ÇYS ile TKY arasında hem prensipte, hem uygulamada bir çok yapısal benzerlikler bulunmaktadır ve birbirlerini karşılıklı olarak etkilemektedirler. Çevresel uygulamalarda personelin katılımının artması, personele manevi bir memnuniyet verir, yaptığı işte üstlendiği global çevresel sorumluluk yüksek bir motivasyon sağlar ve özellikle “Benim Şirketim” sloganının benimsenmesini kolaylaştırır. Böylelikle çevresel performansın yanısıra, kalite performansı ve verimlilik de dolaylı olarak etkilenir ve işletmenin imajı kuvvetlenir. Özetleyecek olursak TKY programını başarı ile uygulamanın yolu çevre kalitesi çalışmalarına yer vermekten geçer. Çevresel Toplam Kalite Yönetimi ise, çevresel kaliteye etki eden imalat deneyimlerini ve proseslerini içeren kalite yönetimi prensiplerine uzanır (Green, 1993: 77). “III. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ VE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ Sanayileşmenin geçirdiği evrelere bakılacak olursa, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kavramının çalışan ve işveren arasında dönem dönem farklı yaklaşımlar sonucu, gizli bir sürtüşme kaynağı gibi algılandığı görülür. İş güvenliği kimilerine göre işverenin tek başına sağlamak zorunda olduğu güvenli bir çalışma ortamı, kimilerine göre ise uyulmadığı taktirde işvereni sadece maddi zarara uğratacak bir yasaklar zinciri olarak görülmüştür. Bu nedenledir ki iş güvenliği uzunca bir süre yalnızca devletin yasal düzenlemeleri kadar gelişebilmiştir. Oysa ki çağdaş işletmelerde “Toplam Kalite Yönetimi” ilkelerine entegre olmuş “İşgüvenliği” kavramı “Kalite” ve “Verimlilik” ilkeleri ile birlikte işletmeyi başarıya götüren üçlü saçayağını oluşturmuştur (Uysal ve Ofluoğlu, 1997: 151). Böylece müşterinin, işgörenin, işverenin ve toplumun beklentilerini hep bir arada karşılamayı hedefleyen Toplam Kalite felsefesinin en önemli unsurlarından birisi haline gelen iş güvenliği;ölçme ve sürekli iyileştirme yaklaşımları sonucu, kayda değer ilerlemeler göstermiştir (Tuvay, 1994: 28-30). “Önce Kalite” anlayışıyla geliştirilen yeni çağdaş yaklaşımlar ve bunların beraberinde getirdiği örgütlenme modelleri işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının çözümünde de kullanılmaya başlanmıştır. TKY felsefesini benimsemiş işletmeler, hedeflerini gerçekleştirebilmek için Toplam Verimli Bakım uygulamalarının getirdiği avantajların bilincine varmışlardır. Başlangıç aşaması “5S” olan Toplam Verimli Bakımın hedeflerinden biri de “Sıfır İş Kazası”dır (Tuncel, 1996: 18-21). TKY’yi uygulayan işletmelerde iş kazalarında azalma olduğu görülmektedir. Bu kalite ile işçi sağlığı ve iş güvenliği arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. İşletmelerde iyi bir sağlık ve iş programı uygulandığında moral yükseltmek için bir fırsat oluşturulur. Bu da geliştirilmiş üretkenlik ve kaliteye neden olabilir (Uysal ve Ofluoğlu, 1997: 152). IV. ÇEVRE VE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ İşletmeler, uygulamalarında standart enflasyonu yaratmak istemedikleri için entegre sistem kurma yoluna gitmektedirler. Gerçekten ISO 14001 ÇYS ve BS 8800 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Standartları özellikle biribirileriyle çok uyumlu olarak kaleme alınmıştır. Bu uyumun yanısıra, iki sistemin ortak noktaları da çok fazladır. Örneğin, kimyasalların kullanımı sırasında meydana gelebilecek büyük bir dökülme toprağa, su kanallarına veya havaya karışarak çevre kirliliği yaratabilir; aynı dökülme gerekli koruyucu ekipman kullanılmazsa olaya müdahale edecek kişilerin sağlığını da tehlikeye sokabilir. İşte bu sistemler, böyle durumları engellemeye, oluştuğunda da yapılacak işleri önceden düzenlemeye yönelik yaklaşımlar getirmektedir. İşletmelerin hem sürdürülebilir kalkınma ilkelerini gerçekleştirmesi ham de çalışanlarını kaza ve meslek hastalıklarından korumasında çalışanların eğitimi hayati önem taşımaktadır. Eğitimin yanısıra üst yönetimin tutumu diğer çalışanların davranışlarını belirleyici niteliktedir. Konunun üzerine yeterli kararlılık ile gidildiğinde, yapılan çalışmalar, üretim ve satış ile aynı seviyede takip edildiğinde, işletmenin çevre ve iş güvenliği performansı kendiliğinden artacaktır (Adoni, 1998: 27) V. SONUÇ 1996 yılında yayınlanan ISO 14001 ÇYS standardı, kendisinden yaklaşık 10 yıl önce çıkan ISO 9000 standardının geliştirmeye açık yönleri de dikkate alınarak yazılmıştır. Son olarak yayınlanan BS 8800 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sistemi kılavuz niteliğinde olmakla birlikte bu kılavuz üzerinden belgelendirme yapılması mümkündür. ISO 14001 ve BS 8800 sistemleri de birbirleriyle çok uyumlu olarak kaleme alınmıştır. İşletmeler uygulamalarında standart enflasyonu yaratmak istemedikleri için entegre sistem kurma yoluna gitmektedirler. Bir işletmede devreye girecek çevre ve iş güvenliği sistemlerinin belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra mevcut kalite sistemine katılmasında yarar vardır. Sistemleri ayrı ayrı yürütmeye çalışmak hem yönetim, hem de çalışanlar seviyesinde bazı dezavantajlar getirebilir. Her şeyden önce üç ayrı sistem olması üst yönetimin sistemler üzerindeki kontrolünü azaltacak ve vakit kaybına neden olabilecektir. Bunun yanısıra işletmeye tüm sistemleri ile genel bakışı yakalamak zorlaşacaktır. Ayrı sistemler kurmanın ayrıca işgücünü zaman zaman boşa harcama ve gereksiz masraflara yol açma riski de vardır. En önemli faktörlerden biri de üç değişik standart yani üç değişik kurallar zinciri çalışanların bilgi ve kavramları karıştırıp, motivasyonlarını düşürebilir (Adoni, 1998: 26) Bunun yerine, kalite, çevre ve iş güvenliği ile ilgili işletme kurallarının ortak olarak yazıldığı prosedürler, bu üç konunun işletmede daha iyi koordine edilmesini ve çalışanlar tarafından daha çabuk kabul görmesini sağlayacaktır. Özetle işletmelerde kalite, çevre, işçi sağlığı ve iş güvenliği entegre sistemi oluşturulmalıdır. Dr. Gülay COŞKUN KASAP Uludağ Ü. İİBF İşletme Bölümü KAYNAKLAR ADONİ, N., “Sanayide Çevre ve İş Güvenliği Entegre Sistemleri”, İSO Dergisi, Sayı, 388, Temmuz-1998. APAK, G., “Çevre Kalitesi ve Sorumluluklarımız”, Standard, Nisan-1996. ATAYETER, C., TASLAK, S., “Çevre Kalite Yönetimine Sistem Yaklaşımı”, Standard, Haziran- 1997. GREEN, P., “Environmental TQM”, Quality Progress, May- 1993. SANER, S., “Toplam Kalite Yönetimi ve Çevre Yönetim Sistemleri”, Önce Kalite Dergisi, 1996. TUNCEL, F., “Büyük Ölçekli İşletmelerde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Organizasyonu”, Makine ve Mühendis, Sayı: 435, 1996. TUVAY, F., “İş Güvenliği ve Çağdaş Yaklaşım”, Mühendis ve Makine, Sayı: 419, Aralık-1994. UYSAL, F., OFLUOĞLU, G., “Kalite, İş Güvenliği ve Çevresel Performansın Biribiriyle Bağlantılı Olarak Geliştirilmesi”, I. Ulusal Üretim Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler Kitabı, İstanbul, Ekim-1997. Birleşik Avrupa fikri çok eskiye dayanmakla beraber, bu fikrin ana ekseninin, ekonomik çıkarların yol açtığı çatışmaların ortadan kaldırılması olduğu bilinmektedir. Savaşlara dönüşen bu çatışmaları önlemek için iki büyük aktörün (Almanya ve Fransa) arasındaki çatışma nedenlerini ortadan kaldırmanın en akıllı yol olarak görüldüğü dönemlerde İngiliz başbakanı W. Churchil'inde teşvikiyle 9 Mayıs 1950'de "Avrupa Federasyonunun" ilk aşaması başlatıldı. 18 Nisan 1951'de Almanya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İtalya, Fransa bir araya gelerek Avrupa Kömür Çelik Topluluğu'nu (AKÇT) kuran antlaşmayı imzaladılar. AKÇT'nin başarılı görülmesi, Avrupa'ya işbirliği ve ortaklığın ekonominin tüm alanlarına yaygınlaştırılması gerektiği sonucunu öğretti. Bu öğreti üzerinden 25 Mart 1957'de Roma'da biraraya gelen altılar Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu'nu (AAET) kuran anlaşmalar imzaladılar. Bu topluluklar başlangıçta ayrı organizasyonlar iken Temmuz 1967'de tek bir çatı altında toplanarak Avrupa Topluluğu (AT) adını aldı. 1967'den 1995'e gelinceye kadar altılar on beşler oldu. Böylece AT 370.000.000 nüfus ve 6 trilyon dolar Gayri Safi Hasıla'lık (GSH) bir büyüklüğe sahip oldu. AT supranasyonel yani uluslarüstü bir kuruluştur. Kuruluş anlaşmalarıyla üye ülkeler kendi anayasal haklarından bir kısmını böylece bir üst kuruluşa devretmişlerdir. AT'nin; üye devletlerin devlet ya da hükümet baş-kanları veya ilgili bakanlardan oluşan ilgili karar organları olan ve oybirliğinin gözetildiği Konsey'i, topluluğun icra organı olan Komisyon'u, demokratik tartışma formu niteliğinde bir danışma organı olan Avrupa Parlemen-tosu ve yine birliğin yargı organı olan Adalet Divanı (Topluluk organları, üye ülkeler, özel ve tüzel kişiler; topluluk mevzuatının uygunluğu ya da yorumu konusunda divana başvuru hakkına sahiptirler.) bulunmaktadır. Roma Antlaşmasının birinci maddesinde "Taraflar bu antlaşma ile kendi aralarında bir Avrupa Ekonomik Topluluğu kurmaktadırlar." denilmektedir. Antlaşmaya göre bir ortak pazar kurulması, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, böylece üye ülkelerdeki refah düzeyinin yükseltilmesi amaçlanmıştır. Bir tarafın kazanması diğer tarafın kaybetmesi değil tüm tarafların bu ortaklıktan yararlanması hedeflenmiştir. Bütün topluluğu kapsayan "Ortak Pazar"'da mallar, hizmetler, sermaye, kişiler serbestçe dolaşacaktı. EKONOMİK VE SOSYAL KOMİTEYE BAĞLI ALT KOMİTELER Bölgeler komitesi Madenlerde güvenlik komisyonu İşte Sağlığın, Güvenliğin ve Hijyenin Korunması Danışma Komitesi (27 Haziran 1974) Çalışma ve yaşama koşularını iyileştirmek için Avrupa Vakfı (26 Mayıs 1975) Kimyasal maddelerin toksisite ve ekotoksisitesini inceleme bilimsel danışma komitesi (28 Haziran 1978) Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı (18 Temmuz 1994) Ortak tarım, ulaşım, enerji vb. bir çok ekonomik alanda politikalar belirlenerek takvime bağlanırken anlaşılacağı üzere AET ekonomik bir Topluluk hedefli-yordu.1950'li yıllar düşünülürse bunun fazlaca ters bir yanı olmadığı anlaşılabilir görülürken sosyal konular, üzerinde fazlaca düşünülmeden alelacele geçiştirilmiştir. Her ne kadar bazı bölümlerde "Çalışma ve yaşam koşullarının sürekli olarak geliştirilmesi temel amaçtır." benzeri yuvarlak cümlelere rastlansa da bunların gerçekleştirilmesine yönelik kurumsal ve yasal düzenlemeler mevcut değildir. Genelde sosyal konuların antlaşmalarda yeterince yer almamasının başlıca nedeni 1950'lerin ortalarında yükselen serbest pazar ekonomisi anlayışıydı. AET antlaşmasının ruhuna göre; malların, sermayenin ve işgücünün serbest dolaşımının önündeki yapay engeller kaldırılırsa, Topluluğun her yerinde bütün girişimciler eşit koşullarda rekabet edebilecek, bunun sonucunda kaynakların optimum kullanımı sağlanacak, optimum ekonomik kalkınmaya erişilecek ve böylece sosyal kalkınma kendiliğinden gelecekti ! Kısacası serbest pazar ekonomisinin işlemesinin refahı getireceği varsayıldığından antlaşmaya "zorlayıcı sosyal hükümler" konmasına gerek görülmemişti. Pazar Ekonomisinin işlemesi refahı getirmiş midir? 1960'ların sonuna doğru arzulanan mutluluk tablosu yerini karamsarlığa ve giderek hoşnutsuzluğa bıraktı. 1968 öğrenci olayları, işçi eylemleri, feminist hareketler, Vietnam karşıtı eylemler vs. Avrupa'yı derinden sarsmaya başladı. Bütün bunlar 1970'lerin başında o günkü liderleri daha belirgin bir AET sosyal politikası izlemeye zorladı. 1972 Paris zirvesi, AT' nda gerçek anlamda sosyal bir politika geliştirilmesinde önemli kilometre taşı oldu. "Ekonomik hedeflere ulaşılması amacıyla sosyal alanda kuvvetli bir eylem planının önemi" kabul edildi. Toplumun çeşitli kesimleriyle diyalog kurulmaya (sosyal diyalog), temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişin işaretleri görülmeye başlandı. Varolan danışma organları işletilmeye ve yeni danışma organları kurulmaya başlandı. Hüseyin GÖKÇEK Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, AT Koordinasyon Daire Başkanlığı KALİTE ÇEVRE VE İŞ GÜVENLİĞİ ENTEGRE SİSTEMLERİ İŞLETMELERDE KALİTE, ÇEVRE VE İŞ GÜVENLİĞİ ENTEGRE SİSTEMLERİ I. GİRİŞ Müşteriye ve ürün kalitesine verdikleri önemi ISO 9000 Kalite Yönetimi Sistemi belgesi alarak vurgulayan firmaların, çevreye ve çalışanlarına olan duyarlılıklarını ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve BS 8800 İşçi Sağlığı ve Güvenliği Standartları ile göstermeleri artık mümkündür. Atıkların atılması veya kazalar sonucu oluşan çevre problemlerinin nedenlerinin kalite ve iş güvenliği nedenlerinden farklı olmadığı görülmektedir. Çevresel problemi azaltmak için kalite, iş güvenliği ve çevresel performansı biribiri ile bağlantılı olarak geliştirmek gereklidir. II. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ VE ÇEVRE YÖNETİM SİSTEMİ Toplam Kalite Yönetimi (TKY) felsefesi tüm dünyada yaygın bir ilgi ile karşılanmaktadır. Endüstride rekabet eden kuruluşlar bu yarışta avantajlı olabilmek için TKY’nin temel düşüncesini ve müşteri odaklı prensiplerini benimsemişlerdir. Birçok işletme, bu sayede artan gelir ve kâr, daha az müşteri şikayeti ve daha fazla motive edilmiş işgücüne sahip olma gibi avantajlar elde etmişlerdir. Sertleşen rekabet ortamında başarı üzerinde etkili olan bir diğer faktörde çevre kalitesi ve sorumluluğunun rekabetçi işletmelerdeki düzeyidir. İşletmeler ekonomik gelişmede çevre kalitesi ve fırsatlar arasındaki ilişkinin artık farkına varmışlardır (Atayeter ve Taslak, 1997: 87). Günümüzde işletmeler, politikalarını, toplumsal çerçeve içinde yeniden belirlemektedirler. Artık, işletmeleri yönlendiren müşteri istekleri kavramı, kalite ve hızın ötesinde, çevre unsurlarını da kapsamaktadır. Çevre kalitesi de Toplam Kalite olgusu içinde yer almakta ve önemi her geçen gün giderek artmaktadır. Çevre dostu teknoloji ve yaklaşımları olan işletmeler, uluslar arası düzeyde rekabet avantajı kazanmaktadır (Apak, 1996: 144). Geliştirilen ISO 14000 Çevre Yönetim Standartları esas itibariyle kalite yönetiminde ISO 9000 serisinin dayandığı ilkeleri benimsemektedir. Bu standartlar, sorunların semptomlarını ele alma yerine, kaynaklarında çözmeye yöneliktir. ISO 9000 ile müşteri ihtiyaçlarının karşılanması, proses kontrolü ve kalitenin sürekli geliştirilmesi amaçlanır. ISO 14000 ile amaçlanan ise müşteri ihtiyaçlarının yasal düzenlemeler doğrultusunda çevre gereksinmelerinin de içerecek şekilde karşılanmasıdır. TKY ve Çevre Yönetim Sistemi (ÇYS)’nin birbirine olan benzerliği birkaç temel nokta üzerinde yoğunlaşır. Bunlar (Saner, 1996: 29): Sürekli Gelişme Katılımcılık Ölçme ve Değerlendirme Gözden Geçirme ve İyileştirme Benchmarking (Mukayese) dir. Görüldüğü gibi ÇYS ile TKY arasında hem prensipte, hem uygulamada bir çok yapısal benzerlikler bulunmaktadır ve birbirlerini karşılıklı olarak etkilemektedirler. Çevresel uygulamalarda personelin katılımının artması, personele manevi bir memnuniyet verir, yaptığı işte üstlendiği global çevresel sorumluluk yüksek bir motivasyon sağlar ve özellikle “Benim Şirketim” sloganının benimsenmesini kolaylaştırır. Böylelikle çevresel performansın yanısıra, kalite performansı ve verimlilik de dolaylı olarak etkilenir ve işletmenin imajı kuvvetlenir. Özetleyecek olursak TKY programını başarı ile uygulamanın yolu çevre kalitesi çalışmalarına yer vermekten geçer. Çevresel Toplam Kalite Yönetimi ise, çevresel kaliteye etki eden imalat deneyimlerini ve proseslerini içeren kalite yönetimi prensiplerine uzanır (Green, 1993: 77). III. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ VE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ Sanayileşmenin geçirdiği evrelere bakılacak olursa, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kavramının çalışan ve işveren arasında dönem dönem farklı yaklaşımlar sonucu, gizli bir sürtüşme kaynağı gibi algılandığı görülür. İş güvenliği kimilerine göre işverenin tek başına sağlamak zorunda olduğu güvenli bir çalışma ortamı, kimilerine göre ise uyulmadığı taktirde işvereni sadece maddi zarara uğratacak bir yasaklar zinciri olarak görülmüştür. Bu nedenledir ki iş güvenliği uzunca bir süre yalnızca devletin yasal düzenlemeleri kadar gelişebilmiştir. Oysa ki çağdaş işletmelerde “Toplam Kalite Yönetimi” ilkelerine entegre olmuş “İşgüvenliği” kavramı “Kalite” ve “Verimlilik” ilkeleri ile birlikte işletmeyi başarıya götüren üçlü saçayağını oluşturmuştur (Uysal ve Ofluoğlu, 1997: 151). Böylece müşterinin, işgörenin, işverenin ve toplumun beklentilerini hep bir arada karşılamayı hedefleyen Toplam Kalite felsefesinin en önemli unsurlarından birisi haline gelen iş güvenliği;ölçme ve sürekli iyileştirme yaklaşımları sonucu, kayda değer ilerlemeler göstermiştir (Tuvay, 1994: 28-30). “Önce Kalite” anlayışıyla geliştirilen yeni çağdaş yaklaşımlar ve bunların beraberinde getirdiği örgütlenme modelleri işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının çözümünde de kullanılmaya başlanmıştır. TKY felsefesini benimsemiş işletmeler, hedeflerini gerçekleştirebilmek için Toplam Verimli Bakım uygulamalarının getirdiği avantajların bilincine varmışlardır. Başlangıç aşaması “5S” olan Toplam Verimli Bakımın hedeflerinden biri de “Sıfır İş Kazası”dır (Tuncel, 1996: 18-21). TKY’yi uygulayan işletmelerde iş kazalarında azalma olduğu görülmektedir. Bu kalite ile işçi sağlığı ve iş güvenliği arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. İşletmelerde iyi bir sağlık ve iş programı uygulandığında moral yükseltmek için bir fırsat oluşturulur. Bu da geliştirilmiş üretkenlik ve kaliteye neden olabilir (Uysal ve Ofluoğlu, 1997: 152). IV. ÇEVRE VE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ İşletmeler, uygulamalarında standart enflasyonu yaratmak istemedikleri için entegre sistem kurma yoluna gitmektedirler. Gerçekten ISO 14001 ÇYS ve BS 8800 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Standartları özellikle biribirileriyle çok uyumlu olarak kaleme alınmıştır. Bu uyumun yanısıra, iki sistemin ortak noktaları da çok fazladır. Örneğin, kimyasalların kullanımı sırasında meydana gelebilecek büyük bir dökülme toprağa, su kanallarına veya havaya karışarak çevre kirliliği yaratabilir; aynı dökülme gerekli koruyucu ekipman kullanılmazsa olaya müdahale edecek kişilerin sağlığını da tehlikeye sokabilir. İşte bu sistemler, böyle durumları engellemeye, oluştuğunda da yapılacak işleri önceden düzenlemeye yönelik yaklaşımlar getirmektedir. İşletmelerin hem sürdürülebilir kalkınma ilkelerini gerçekleştirmesi hem de çalışanlarını kaza ve meslek hastalıklarından korumasında çalışanların eğitimi hayati önem taşımaktadır. Eğitimin yanısıra üst yönetimin tutumu diğer çalışanların davranışlarını belirleyici niteliktedir. Konunun üzerine yeterli kararlılık ile gidildiğinde, yapılan çalışmalar, üretim ve satış ile aynı seviyede takip edildiğinde, işletmenin çevre ve iş güvenliği performansı kendiliğinden artacaktır (Adoni, 1998: 27) V. SONUÇ 1996 yılında yayınlanan ISO 14001 ÇYS standardı, kendisinden yaklaşık 10 yıl önce çıkan ISO 9000 standardının geliştirmeye açık yönleri de dikkate alınarak yazılmıştır. Son olarak yayınlanan BS 8800 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sistemi kılavuz niteliğinde olmakla birlikte bu kılavuz üzerinden belgelendirme yapılması mümkündür. ISO 14001 ve BS 8800 sistemleri de birbirleriyle çok uyumlu olarak kaleme alınmıştır. İşletmeler uygulamalarında standart enflasyonu yaratmak istemedikleri için entegre sistem kurma yoluna gitmektedirler. Bir işletmede devreye girecek çevre ve iş güvenliği sistemlerinin belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra mevcut kalite sistemine katılmasında yarar vardır. Sistemleri ayrı ayrı yürütmeye çalışmak hem yönetim, hem de çalışanlar seviyesinde bazı dezavantajlar getirebilir. Her şeyden önce üç ayrı sistem olması üst yönetimin sistemler üzerindeki kontrolünü azaltacak ve vakit kaybına neden olabilecektir. Bunun yanısıra işletmeye tüm sistemleri ile genel bakışı yakalamak zorlaşacaktır. Ayrı sistemler kurmanın ayrıca işgücünü zaman zaman boşa harcama ve gereksiz masraflara yol açma riski de vardır. En önemli faktörlerden biri de üç değişik standart yani üç değişik kurallar zinciri çalışanların bilgi ve kavramları karıştırıp, motivasyonlarını düşürebilir (Adoni, 1998: 26) Bunun yerine, kalite, çevre ve iş güvenliği ile ilgili işletme kurallarının ortak olarak yazıldığı prosedürler, bu üç konunun işletmede daha iyi koordine edilmesini ve çalışanlar tarafından daha çabuk kabul görmesini sağlayacaktır. Özetle işletmelerde kalite, çevre, işçi sağlığı ve iş güvenliği entegre sistemi oluşturulmalıdır. Dr. Gülay COŞKUN KASAP Uludağ Ü. İİBF İşletme Bölümü KAYNAKLAR ADONİ, N., “Sanayide Çevre ve İş Güvenliği Entegre Sistemleri”, İSO Dergisi, Sayı, 388, Temmuz-1998. APAK, G., “Çevre Kalitesi ve Sorumluluklarımız”, Standard, Nisan-1996. ATAYETER, C., TASLAK, S., “Çevre Kalite Yönetimine Sistem Yaklaşımı”, Standard, Haziran- 1997. GREEN, P., “Environmental TQM”, Quality Progress, May- 1993. SANER, S., “Toplam Kalite Yönetimi ve Çevre Yönetim Sistemleri”, Önce Kalite Dergisi, 1996. TUNCEL, F., “Büyük Ölçekli İşletmelerde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Organizasyonu”, Makine ve Mühendis, Sayı: 435, 1996. TUVAY, F., “İş Güvenliği ve Çağdaş Yaklaşım”, Mühendis ve Makine, Sayı: 419, Aralık-1994. UYSAL, F., OFLUOĞLU, G., “Kalite, İş Güvenliği ve Çevresel Performansın Biribiriyle Bağlantılı Olarak Geliştirilmesi”, I. Ulusal Üretim Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler Kitabı, İstanbul, Ekim-1997. |